Froma Walsh’ın geliştirdiği "Family Resilience Framework" dikkatimi çekti. Bu modelde yer alan temel süreçlerden "anlam oluşturma", "pozitif bakış açısı geliştirme" ve "esnek örgütlenme" kavramları, hem mesleki çalışmalarımda hem de kişisel yaşam deneyimlerimde sıkça karşılaştığım temalar. Örneğin, bir danışan ailede yaşanan ani bir kaybın ardından ailenin kendi iç kaynaklarına dayanarak nasıl yeni roller üstlendiğini, destek ağlarını nasıl güçlendirdiğini anlatmıştı. Bu süreci, Walsh’un tanımladığı "krizleri anlamlandırma ve yeniden yapılandırma" dinamikleriyle oldukça örtüşüyor.
Özellikle kültürel boyutun da aile dayanıklılığı içinde yer alması önemli bir hatırlatma oldu. Her ailenin krizlere verdiği tepki ve yeniden yapılanma biçimi, sahip oldukları kültürel değerler, inançlar ve ritüellerle şekilleniyor. Bu da danışman olarak bizim, her ailenin farklı baş etme yollarını anlama ve destekleme konusunda daha duyarlı olmamız gerektiğini ortaya koyuyor.
Walsh’ın modelinde öne çıkan anlam oluşturma, pozitif bakış açısı geliştirme, esnek örgütlenme, duygusal destek, iletişim becerileri ve inanç sistemleri gibi başlıklar, Türk aile yapısıyla da büyük ölçüde örtüşüyor. Türk aile sistemi geleneksel olarak geniş aile yapısıyla karakterize edilir. Özellikle kriz anlarında, aile üyeleri birbirine kenetlenir. Örneğin, bir aile bireyinin işini kaybetmesi durumunda, diğer akrabaların maddi veya manevi destek sunması sıkça rastlanan bir durumdur. Bu dayanışma hali, Walsh’ın bahsettiği duygusal ve yapısal destek sistemlerinin kültürel bir örneği olarak değerlendirilebilir.
Bir diğer önemli unsur, Türk ailelerinde kriz anlarında sıkça başvurulan dini ve kültürel inanç sistemleridir. Örneğin; bir kayıp yaşandığında “Her şerde bir hayır vardır” ya da “Allah sabır verir” gibi söylemlerle acının anlamlandırılmaya çalışıldığını görürüz. Bu, Walsh’ın “krizleri anlamlı hale getirme” süreciyle birebir örtüşür.
Ayrıca Türk kültüründe kadınların aile içindeki toparlayıcı rolü dikkat çekicidir. Bir anne ya da anneannenin, kriz anlarında çocuklara ve eşine duygusal destek sağlaması, aileyi bir arada tutan temel yapı taşı haline gelmesi oldukça yaygındır. Bu yönüyle, kadınların aile dayanıklılığındaki merkezi rolünü gösteren birçok yerel örnek verilebilir.
Bunlara ek olarak örneğin; 2017 yapımı “Ayla” filminde de aile dayanıklılığı kavramına örnek sahneler görülebilir. 1950’lerde Kore Savaşı sırasında bir Türk askerinin Koreli bir çocukla kurduğu bağ ve onu sahiplenme hikayesi anlatılmaktadır. Buradaki aile bağları, zorlu koşullarda bile sevgi, dayanışma ve esneklik ile kurulur. Krizler karşısında aileler, sadece biyolojik bağlarla değil, aynı zamanda insanlık bağlarıyla da birbirlerine destek olurlar. Yine bir başka şekilde Türk romanları ile ilişkilendirecek olursam “Çalışkuşu” romanını örnek gösterebilirim. "Çalıkuşu", Feride'nin hayatındaki zorluklarla başa çıkarken gösterdiği esneklik ve dayanıklılığı anlatır. Feride'nin babasının ölümü, annesinin hastalığı ve ardından yaşadığı zorluklar, onun gücünü ve hayata tutunma çabalarını gösterir. Aile yapısının dağılması, Feride'nin hem bireysel olarak hem de aile bağları içinde nasıl dayanıklı bir şekilde yol alacağını keşfetmesine neden olur: "İçimdeki acıyı, başkalarının yanında hissetmeyecek şekilde göğsüme yerleştirdim."
Türk aile yapısının kültürel öğeleriyle bu kuramın birleştiği noktalar, danışmanlık pratiğinde kültürel duyarlılığın ne kadar gerekli olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bundan sonra ailelerle çalışırken yalnızca yaşadıkları zorluklara değil, bu zorluklarla baş etme biçimlerine ve kültürel güç kaynaklarına da odaklanmayı düşünüyorum.
Sonuç olarak, "family resilience" kavramı yalnızca sorun çözme ya da stresle baş etme becerisi değil, aynı zamanda umut, bağlılık, esneklik ve yeniden inşa etme gücünü barındırıyor. Ailelerle çalışırken yalnızca travmaları değil, aynı zamanda bu travmaların içindeki güç kaynaklarını fark etmeye ve açığa çıkarmaya yönelik bakış açısını geliştirmek, bu haftaki okuma sayesinde benim için önemli hale geldi.
Psikolojik Danışman
Şevval YILMAZ